Güzel şeyler de yazmak istiyor insan…
Başarılardan, zaferlerden ve umutlardan söz eden satırları sıralamak…
Ama bunlar pek de mümkün olmuyor.
Çünkü acı çepe çevre sarmış etrafımızı.
Şehrimiz öyle, ülkemiz öyle ve dünyamız öyle…
***
Terör, trafik kazaları, ihmaller, şiddet kurbanları, uyuşturucu sorunları, bireysel silahlanma ve daha birçok içimizi parçalayan acı olaylar…
Oysa insanın olgunluğunda bir canlının bunları yaşamaması gerektiğini düşünüyorum.
Çünkü çok üstün bir yaratık insan. Böyle sorunları binlerce yıllık serüveninde halletmesi gerekirdi…
Mesela dünyanın ahenkle yaşanabilecek bir yer olduğunu, çok verimli bir tarla olduğunu ve herkese yetebileceğini çok önceden öğrenmeliydi insan.
Savaşın acılarını binlerce tecrübeden sonra öğrenmiş olmalıydı! Terörün vahşet olduğunu ve sonunda kendisini de vuracağını bilmeliydi.
Sömürgeciliğin insana yakışmayan bir azgınlık olduğunu, şiddetin bir hastalık olduğunu, kurallara uyarak daha ahenkli yaşanabileceğini, yeryüzünde bir nefes sıhhatten daha güzel hiçbir şey olmadığını bilmeliydi…
Dezavantajlı gruplara yeterli şekilde önem vermenin bir medeniyet meselesi olduğunu kavramalıydı…
Fakat olmamış işte, şu kadar küsur senelik insanlık tarihinde halledilememiş meselelerimiz.
Allah’ın bırakın inanç sistemi için verdiği hükümlere, sosyal yaşantımız için verdiği nimet ve kurallara uyamıyoruz.
Sonuçta da insanlık, insanlığımız mahvoluyor.
Dünyamız cehenneme dönüyor…
***
Evet, iyi şeyler de yazmak vardı, ama olmuyor işte!
İnsan ayna karşısına makyaj için geçmemeli artık. Kendisiyle yüzleşmek için geçmeli… İnsanlık muhasebesi yapmamızın zamanı geldi de geçiyor bile. Sonra çok geç olacak!
Kaybettiklerimiz geri gelmiyor…
Medeniyet denilen “Tek dişi kalmış canavar”ı gerçek bir hizmetkâra dönüştürmeli insan.
Çocuk masumiyetiyle kavramalı hayatı, sevgiyle bakmalı yaratılmış her mahlûka…
İnsanlık da budur zaten, Hacı Bektaş, Yunus Emre ve Mevlana’dan insanlığın öğreneceği çok şey var…
Yorumlar
Kalan Karakter: