80 yılı aşkın süredir yürürlükte olan ve temel işçi
haklarından biri olan kıdem tazminatının geliştirilerek korunması gereğinin
altını çizen Beko, esas değişmesi gerekenin, bu hakkın tam anlamıyla uygulamada
olmaması ve erişim koşullarının her geçen gün zorlaştırılması olduğunu ifade
etti. Kani Beko, “Eğer bir program yapacaksanız, programda esas yer verilmesi
gereken bu hakkın geliştirilmesi, tam olarak kullanımın önündeki engellerin
kaldırılması değerlendirmelerinde bulunmuştur. Kıdem tazminatı bir işveren
yükümlülüğü olarak kalmalıdır” diyen Beko, fona devir açıklamasının emekçilere
dönük çok açık bir saldırı olduğunu, daha önce denendiğini ve kabul görmediğini
ifade etmiştir. Beko, fona devir taleplerinin tek anlamının, kıdem tazminatı
hakkının önce budanması ardından da kullanılmasının imkânsız kılınması
olduğunun ancak sermayeye peşkeş çekilecek bir kuruşu olmayan emekçilerin, ne
iş güvencesinden ne kıdem tazminatından ne de yaşlılık dönemi için
biriktirdikleri emeklilik hakkından vazgeçmeyeceklerini söylemiştir.
Sözlerini sürdüren Beko: “Zorunlu bireysel emeklilik sistemi
adı altında finans kurumları dışında kimseye faydası olmayan bir sistemi
yürürlüğe koyarak, emekçilerin emekliliklerinde zaten gün yüzü göstermeyen
aylıklarına ve aylık bağlama oranlarına dönük sistemli bir saldırının
başlatıldığını görüyoruz. Tıpkı kıdem tazminatının kullanılmasına engel olmak
için işçileri istifaya zorlayan, türlü bahanelerle tazminatsız işten çıkarma
yolu deneyen sermayedarların tutumlarına yabancı olmadığımız gibi. Bunlara
karşı devletin yapması gereken emekçileri güvencesizleştirmek değil, onların
kanunlarca güvence altına alınan haklarını korumaya almaktır.
Sosyal devlet demek kamusal sorumluluk demektir. Sosyal
devlete yapılan saldırılar on yıllardır sürmektedir. Bu saldırılar hiçbir
toplumsal sorunu çözmediği gibi her birini ağırlaştırmaktadır. Zenginle fakir
arasındaki uçurumu büyütmektedir. İşçilerin işyerinde katledildiği, gençlerin
kendi geleceklerini bu topraklarda göremez hale geldiği, reform adı altında
köleleştirilmek istendiği, her tür örgütlülüğü imha etmeye dönük ve ülkemizi
yaşanamaz bir yere çeviren bu uygulamalara sessiz kalmayacağız. AK Parti’nin
program diye açıkladığı iş bilmezliğinin ve kayırmacılığının faturasıdır.
Görünen odur ki AK Parti, işçinin, yoksulun, emeklinin, çiftçinin, memurun,
emeği ile geçinenlerin geleceğine, elinde avucunda kalmış son kuruşa göz dikmiş
durumdadır.Ancak yarattıkları krizin bedelini emekçiye, yoksula ödetmesini
kabul etmeyeceğiz. Hiç kimse bizim anayasal ve yasal haklarımızdan vazgeçmemizi
beklemesin” demiştir.






