"Hiçbir şey yemiyorum ama şişiyorum...", "Bol su içiyorum ama ödemim geçmiyor..." ya da
"Bir gecede iki kilo aldım!"...
Diyetisyen olarak danışanlarımdan en sık duyduğum cümlelerden bazıları bunlar. Tartıda
görülen her artışın ya da vücutta hissedilen her şişkinliğin ödem olarak değerlendirilmesi
oldukça yaygın bir durum. Peki gerçekten öyle mi? Her kilo artışı veya şişkinlik ödem anlamına
mı geliyor?
Öncelikle ödemin ne olduğuna bakalım. Ödem, vücutta hücreler arasındaki boşluklarda
normalden fazla sıvı birikmesi sonucu oluşan bir durumdur. Özellikle el, ayak, bacak, yüz ve
karın bölgesinde şişlik hissiyle kendini gösterebilir. Ancak günlük hayatta yaşadığımız her
şişkinlik hissi gerçek bir ödem değildir.
Örneğin akşam yemeğinde fazla miktarda tuzlu yiyecek tükettiyseniz ertesi sabah yüzünüzde
veya parmaklarınızda hafif bir şişlik fark edebilirsiniz. Benzer şekilde yoğun karbonhidrat
tüketimi de vücutta geçici su tutulmasına neden olabilir. Bu durum genellikle kısa süreli olup
birkaç gün içerisinde normale döner.
Ödem ile yağ artışını birbirinden ayırmak da önemlidir. Yağ dokusunun oluşması zaman alan
bir süreçtir. Bir gecede bir veya iki kilogram yağ kazanmak fizyolojik olarak mümkün değildir.
Çünkü bir kilogram yağ dokusunun oluşabilmesi için yaklaşık 7000-7700 kalori fazlalığı
gerekir. Bu nedenle ertesi gün tartıda görülen ani yükselişlerin büyük bölümü su tutulumundan,
bağırsak içeriğinden veya sindirim sistemiyle ilgili geçici değişimlerden kaynaklanır.
Peki vücudumuz neden su tutar?
İlk nedenlerden biri fazla tuz tüketimidir. Hazır gıdalar, salamura ürünler, işlenmiş etler, paketli
atıştırmalıklar ve fast-food ürünleri yüksek miktarda sodyum içerir. Sodyumun fazla alınması
vücudun suyu tutmasına neden olur ve bu durum şişkinlik hissi yaratabilir.
Bir diğer şaşırtıcı neden ise yetersiz su tüketimidir. Pek çok kişi "Ödemim var, daha az su
içeyim" diye düşünür. Oysa vücut yeterli su alamadığında kendini korumak amacıyla mevcut
sıvıyı tutma eğilimine girer. Bu nedenle yeterli su tüketimi ödem yönetiminde önemli bir yere
sahiptir.
Günümüzde masa başı çalışma düzeninin yaygınlaşmasıyla birlikte hareketsizlik de önemli bir
sorun haline gelmiştir. Uzun süre aynı pozisyonda oturmak veya ayakta kalmak dolaşımı
yavaşlatabilir ve özellikle bacaklarda sıvı birikimine yol açabilir. Bu nedenle gün içerisinde
kısa yürüyüşler yapmak ve hareket etmek oldukça faydalıdır.
Uyku düzeni ve stres de çoğu zaman gözden kaçan faktörlerdir. Yetersiz uyku ve kronik stres,
kortizol hormonunun yükselmesine neden olabilir. Kortizol düzeylerindeki değişiklikler ise
vücudun sıvı dengesini etkileyebilir. Bu nedenle sadece beslenmeye değil, yaşam tarzına da
bütüncül yaklaşmak gerekir.
Kadınlarda adet döngüsü boyunca meydana gelen hormonal değişiklikler de geçici ödem
oluşumuna neden olabilir. Özellikle adet öncesi dönemde birçok kadın kendini daha şişhissedebilir. Bu durum çoğunlukla fizyolojik bir süreçtir ve hormon seviyelerinin normale
dönmesiyle birlikte azalır.
Peki ya ödem attırdığı iddia edilen detokslar ve bitki çayları?
Sosyal medyada sıkça karşımıza çıkan "3 günde ödem atın", "mucize detoks" veya "yağ yakan
çay" gibi iddialara temkinli yaklaşmak gerekir. Bazı bitki çayları kısa süreli idrar söktürücü etki
gösterebilir. Ancak bu durum kalıcı yağ kaybı sağlamaz. Üstelik bilinçsiz kullanım sıvı ve
mineral dengesinin bozulmasına yol açabilir. Vücudumuzun en güçlü detoks mekanizması
karaciğer ve böbreklerimizdir. Sağlıklı bireylerde ekstra bir detoks programına ihtiyaç yoktur.
Bununla birlikte bazı durumlarda ödem ciddi sağlık sorunlarının belirtisi olabilir. Özellikle tek
taraflı şişlik, nefes darlığı, ani kilo artışı, kalıcı ödem veya yüz, el ve ayaklarda belirgin şişlik
durumlarında mutlaka bir sağlık profesyoneline başvurulmalıdır. Kalp, böbrek, karaciğer ve
tiroit hastalıkları bazı bireylerde ödemin altında yatan neden olabilir.
Ödemle mücadelede mucize çözümler aramak yerine temel alışkanlıklara odaklanmak gerekir.
Yeterli su tüketmek, tuz alımını kontrol etmek, düzenli hareket etmek, kaliteli uyku uyumak ve
dengeli beslenmek çoğu zaman en etkili yaklaşımlardır.
Unutmayalım; tartıda gördüğümüz her artış yağ değildir ve hissettiğimiz her şişkinlik de gerçek
ödem anlamına gelmez. Vücudumuzu doğru anlamak, kulaktan dolma bilgiler yerine bilimsel
gerçeklere kulak vermek sağlıklı yaşamın en önemli adımlarından biridir.
Diyetisyen Yıldız DAĞLI
















