İzmir’de 30 Ekim 2020’de bir yaşanmamasını umut ettiğimiz bir deprem yaşandı
Ve o gün en ağır bedeli Bayraklı ödedi.
Yıkılan binalar, enkaz altında kalan hayatlar, geride kalan tarifsiz acılar…
Bu kentin hafızasına kazındı.
O günden sonra ‘deprem değil, bina öldürür’ cümlesi herkesin diline dolandı.
Peki bugün ne görüyoruz?
Bayraklı’da yeni inşaatlar yükseliyor.
Ama görüyoruz ki bazı inşaatlarda aynı zamanda pervasızlık, umursamazlık ve vicdansızlık da yükseliyor.
Depremin en yıkıcı olduğu ilçede, hala kaçak, eksik, hatalı inşaatlar yapılıyor.
Üstelik tüm uyarılara, tutanaklara rağmen…
Denetim firması tespitlerini yapmış. Eksikler ortada. Hatalar kayıt altına alınmış ama bahsettiğim inşaatlarda yapımın hala devam ettiği öne sürülüyor.
Soruyorum:
Bu nasıl bir cüret?
Bu nasıl bir sorumsuzluk?
Bu nasıl bir insanlıktır?
Bayraklı’da, en çok can kaybının yaşandığı ilçede, hala nasıl böyle yapılar yapılır
Burada mesele sadece beton değil. Burada mesele can!
Artık kimsenin bahanelere sığınma lüksü yok.
Çünkü Bayraklı bize her şeyi gösterdi.
En acı haliyle…
Bu şehir bir daha aynı acıyı kaldırmaz.
Bu insanlar bir daha enkaz başında umutla beklemek zorunda kalmamalı.
Eğer hala ders alınmadıysa,
Eğer hala vicdanlar susturuluyorsa,
Eğer hala “denetim varmış gibi” yapılıyorsa…
O zaman asıl enkaz, betonun altında değil, bu düzenin içinde demektir.
YETER!














